Hep kendine kızgınsın, hep kendine kırgın...
Böyle mi oluyor hep, kafanda deli sorular falan, uykular haram.
Dünya küçücük... Sen, içi dolu turşucuk misali ekşi, tuzlu.
Anlatsan roman anlatmasan olay.
Olur bazen insana öyle, bazen çok olur bazen az olur ama olur. Dünya hali, insanlık hali, sen istemezsin ama gene olur. Bir koşmaya başlasan hırsın alır götürür bilmediğin sokaklara, belki başka dünyalara. O hırs ki bırakmayan yakanı, sorgulayan karanlık odalarda seni.
Neden ? Anlamaz kimse seni, yalnızlık mı senin işin ? Böyle mi olacak hep ?
Ne yaptın şundan bundan az ?
Bir uyku hali ki geçmek bilmeyen, kapatıyorsun gözlerini bitiyor her şey.
Üstelik senin istediğin yerde, senin istediğin gibi her şey.
Rüyalar geliyor peşi sıra, senli benli, onlarla şunlarla... Uyanıyorsun sonra, çok sonra... Düzelmeyecek ama olsun be diyorsun, daha ne görebilirim, bundan kötüsü daha ne kadar acıtabilir beni.
Son olsun der durursun kendine de, son olmaz ki... Yaşıyorsun işte... Bitsin mi bu kadar kolay... Hayat diyorsun, nefes diyorsun, tatlı be ! Ait olduğun yeri bulmak uykunun, rüyanın işi değil...
O yer hem içinde hem uzakta.
Kendi içine bükülmek, dışına dik durmak. Çok derine yüzmek, çok nefes tutmak.
Hazırsan, kapansın mı ışıklar ?
